Selanik’i Çok Sevdik

IMG-20150616-WA0112

Hafta sonuna sığdırılan tatil.

Çalışıyorsanız kafanıza göre tatile çıkamazsınız. Yıllık izninizi beklersiniz, benim gibi onu da doldurduysanız hafta sonunuzu değerlendirirsiniz.

Bizde bu düşünceyle kaçamak tadında  tatil araştırmasına başladık. İlk olarak daha ucuz olacağından ülke içinde bir yerlere baktık. Mesela Kapadokya, Batı Karadeniz ya da Ege… Tatil siteleri, bloglar  derken yanı başımızdaki komşuya diktik gözlerimizi. Kapadokya’ ya gitmekle aynı fiyatta olduğunuz görünce tercihimizi Yunanistan’dan yana kullandık. Tur alındı, vize zaten vardı, yazlık alışveriş yapıldı, sırt çantası toplandı ve cuma akşamı yola çıkıldı.

Yunanistan’a gitmek için öncelikle pasaport ve vizenizin olması gerekiyor. Otobüs yolculuğu olduğu için ve yol boyunca çok fazla mola verdiğimiz için yolculuk biraz uzun sürdü. İpsala sınır kapasında pasaport kontrolü için çok uzun sayılmayacak bir beklemeden sonra Yunan topraklarına geçtik. Bu bekleyiş bayram ya da sezonun daha yoğun olduğu zamanlarda daha uzun sürebilmekteymiş. Ama bizim gittiğimiz zaman herhangi bir sorun, aksaklık ya da gereğinden fazla bir bekleme olmadı. Sınıra gelindi, tur rehberi tüm pasaportların ilk sayfaları açık olarak topladı, çıkış mührü basılıp geri dağıtıldı. Böylece ülkeden çıkışımızı yapmış olduk. Aynı uygulama Yunan tarafında da yapıldı. Pasaportlar yine fotoğraflı ilk sayfaları açık olacak şekilde toplanıldı ve bu sefer Yunan memurlarına verildi. Bu esnada bazı pasaport sahiplerinin parmak izleri alınması için memurun yanına gitmesi gerekti. Herhangi bir soru sorulmadan pasaportu ve parmak izimizi verip otobüse geri döndük. Pasaportlar tekrar sahiplerine dağıtıldı ve yarısı kırmızı-beyaz yarısı mavi-beyaz boyanmış korkulukları olan köprüden geçildi. Tabi bunu görebilmek için gündüz yolculuğu yapmanız gerekiyor.

Öğlen saatlerinde ancak Selanik’e varabildik. Eski, çarpık, düzensiz binalar, sokaklar, park problemi, trafik ışıklarına duyarsızlık… Bize çok yakınlar bu anlamda. Buraya sonra tekrar geleceğim.

IMG-20150613-WA0015

Hızlandırılmış panoramik şehir turundan sonra Selanik’e çok yakın bir sahil kasabası olan Halkidiki’ ye gidiyoruz. Burası civar semtlerinin yazlık olarak kullandığı şirin bir yer. Bizdeki Şarköy gibi. Uzun bir plajı, sahil boyunca da kafeleri var. Plaj, bizdekiler gibi otele, şahsa ait değil. Dolayısıyla herhangi bir giriş ücreti de yok. Plaj boyunca dizilmiş şezlonglara istediğiniz gibi yerleşebilirsiniz. O da ücretsiz. Sadece bir garson gelip bir şeyler içmek isteyip istemediğinizi soruyor o kadar. İçmek zorunda değilsiniz; ama isterseniz de fiyatlar gayet makul. Buranın Frappe’si meşhur. Frappe; bildiğimiz buzlu kahve aslında.  Sıcakta gayet güzel gidiyor. İsteğinize göre şeker ya da süt ekleyip çıkartabiliyorsunuz ve fiyatı 3 euro. Bu paraya şezlong, şemsiye ve içecek aldığınızı düşünürseniz süper ötesi bir yer oluyor. Deniz çok güzel, duru, sakin; kum yumuşacık. Yalnız deniz kestanelerine dikkat!  Çok fazlalar. Tatilinizi acı içinde devam etmek istemiyorsanız dikkat edin. Bizim gibi sizin de başınıza gelirse yapabileceğiniz çok bir şey yok maalesef. Zeytinyağı sürüp sarabilir ve dikenlerin kendiliğinden çıkmasını bekleyebilirsiniz.

IMG_20150618_115658

IMG-20150613-WA0017

Sahilin sonlarına doğru mavi beyaz renklerle süslenmiş çok şirin bir restoran var. Yunan müzikleri eşliğinde balığınızı yiyebilir deniz manzarasının tadını çıkarabilirsiniz.

IMG-20150613-WA0013

Gün boyu denizin, güneşin tadını çıkarttıktan sonra Selanik’e otelimiz; Vergina Hotel’ e  dönüyoruz. Merkeze yakın, çalışanları  güler yüzlü; lüks değil ama kötü sayılmayacak bir otel. Yürüyerek 15 dakikada sahile inip, Aristotelous Square ya da Aristoteles Meydanı’nda gezip, civardaki birçok kafeden birine oturup yine yürüyerek otelinize dönebilirsiniz. Bu açıdan uygun bir otel. Ayrıca fiyat olarak da makul. Buradan inceleyebilirsiniz:
Vergina Hotel

Hazırlanıp, bir şeyler yemek, biraz şehri gezmek için dışarı çıkıyoruz. Yemek için Κουζίνα Κιούπια Λαδάδικα  (Kouziva) adlı mekanı seçtik. Mezeler, balık lezzetli; ama mezeleri yetersiz. Canlı müzik fena değil. İki kişi masaları dolaşıp, arada Türkçe şarkılarda çalıp söylüyorlar. Sizde bu arada kültürlerinizin ne kadarda benzediğiniz fark edip neden daha önce gelmediğinizi düşünüyorsunuz. Uzo, balık, mezeler, şarkılar her şey o kadar tanıdık ki. Sanki farklı bir ülkeye değilde, okullar kapanmış, sizde anneannenizin yanına ya da yazlığınıza gitmişsiniz.

IMG_20150618_140401

20150613_211349

Buda minik bir video

Yemeğimizi yedikten sonra, birazda sokaklarını dolaşalım istiyoruz. Cumartesi olmasınında etkisiyle olsa gerek, sokaklar çok canlı, çok kalabalık. Yunanlıların eğlenmeyi seven insanlar olduklarını zaten biliyorduk. Biraz dolaşınca bizdeki Nevizade benzeri bir yerden geçiyoruz, yemek için çok güzel yerler var. Sıra sıra dizilmiş,  uzo balık yapabileceğiniz küçük küçük yerler.

Selanik kesinlikle tek tip standart bir yer değil. Şöyle ki, metal Selanik’te doğmuş olabilir. Bir sokakta taverna keyfi yaparken, diğer sokakta bangır bangır metal müzik dinleyebilirsiniz. Bu da olmazsa Aristoleasa Meydanı nı geçip, bizdeki Cihangir benzeri daha elit gözüken mekanlara da oturabilirsiniz. Seçenek çok.

IMG_20150625_153756

Tüm bunların yanında beni çok mutlu etmiş şöyle bir özelliği daha var; sokak sanatı. Duvarlarını süslemiş birkaç  örnek:

IMG_20150615_210221

IMG_20150616_165847

20150613_202817

Sonraki gün Selanik’ten ayrılıp Kavala’ya doğru yola çıktık. Yol üstünde durup buranın simgesi olan Beyaz Kule’ yi de görüp yola devam ettik. Bence Selanik tekrar değil, arada kafa dağıtmak için gelinebilecek bir yer.

IMG_20150617_105608

Sokaklar Güzeldir

Sanatın en çok yakıştığı yer herhalde sokaklardır. Tekdüzeleşen, betonlaşan ve gittikçe ruhunu kaybeden dünyamıza, tepemizdeki gri aşıklarına inat küçük bir fidan gibi “Merhaba” diyen bir sanat.

Sokak özgürlüktür. Sokak sanatı da özgürlüğün resmidir, protestodur, isyandır, var olma savaşıdır, farklılıktır.

Uzun zamandır sokaktan fotoğraflar paylaşmıyordum. 30 Eylül’e kadar sürecek olan “Mural-İst Festivali” haberini görünce elimdeki fotoğrafları paylaşmak istedim. Renklerle şenlenen Kadıköy sokakları bizi bekliyor olacak. Kadıköy’ü sevmek için bir sebep daha.

20150421_153758

Brüksel

20150423_190210

Amsterdam

20150423_190223

Amsterdam

20150613_202824

Selanik

IMG_20150615_210221

Selanik

IMG_20150616_165847

Selanik

IMG_3458

Bratislava

20150420_133140

Paris

IMG_20150603_160538

Prag

IMG_4122

Prag

Merhaba Bolu, Merhaba Kar

        İnsanın yaşı ilerledikçe doğayı daha çok sevmesi gibi bir şey var mı acaba. Çünkü üniversiteyi bitirip iş hayatına başlamadan önce İstanbul dışında bir yerde yaşanılmasına inanmazdım. Benim dünyam burada İstanbul’daydı, İstanbul aşığıydım ben. Trafiğini, kalabalığını, gürültüsünü dahi deli gibi severdim. Tüm bunlar hiç yormazdı, bıktırmazdı beni. Seve seve onca yolu çekip okuluma gider, bayıla bayıla tıklım tıkış İstiklal’inde dolaşırdım.

Sonra iş güç, ekmek parası derken, İstanbul bir aşk şehrinden çıkıp ömür törpüsü oluverdi. Kafam gürültüyü kaldırmaz oldu, trafik ciddi bir zaman kaybı, iş gereksiz stres yuvası oldu. Artık İstanbul’dan çıkmak demek nefes almak demek benim için. Bu yüzden her fırsatta uzaklaşıyorum İstanbul’dan.

Doğaya yakın olmak inanılmaz bir mutluluk veriyor insana. Sanki ağaçlar, dağlar,kar, göl sizi evinde misafir ediyor. Yamacında, göl kenarında, bir ağacın altında ağırlıyor. Dalları tepenizden mutluluk iksiri serpiştiriyor, rüzgarı ruhunuzu arındırıp size bir parça huzur ikram ediyor. Tıpkı bir anne gibi doğa sizi karşılıksız seviyor.

  Gölcük Tabiat Parkı

abant (9)

 

 

 

20150125_113849

IMG_20150131_234658

 

    Turumuza gelecek olursak, aracımız  07:30′ da İstanbul’dan hareket ederek yola koyuldu. Yaklaşık 4 saatlik bir yolculuğun ardından Gölcük’e ulaştık. Aslında İstanbul’dan çıkar çıkmaz temiz havanın sinyalini aldık diyebilirim. Pazar günü ve erken bir saat olması dolayısıyla o alışılan trafik yok. Ama bu kadar sessizken bile çok huzurlu sayılmaz. Annesinden yeni fırça yemiş çocuk sessizliği var gibi. Hem suçluluk, hem pişmanlık hem de kızgınlık hissini taşıyor gibi. Bu gürültüden uzaklaşacak olmak bile beni heyecanlandırmaya yeterken, camdan giderek seyrekleşen, daha az katlı evleri izlemek mutluluğa gidilen yol oluyor benim için.

      Yine de beklediğimizden uzun süren bir yolculuk oluyor. Öğlene doğru Gölcük Tabiat Parkı’na varıyoruz. Araçtan iner inmez soğuk yüzümüze çarpıyor, üstelik bu soğuk  zamanla alışılan türden de değil. Bu yüzden eğer buralara gidecekseniz soğuğa hazırlıklı olun, kıyafet, ayakkabı seçiminizi ona göre yapın. Gölcük Tabiat Parkı’ nda gölün etrafında bir tur attık. Göl buz tutmuş ama üzerinde yürünebilecek kadar kalınlıkta mı bilemiyorum. Pazar kahvaltısı için uygun bir kaç yeri var. Güne burada kahvaltı yaparak başlayıp gölün etrafını dolaşabilirsiniz. Kahvaltı için geç kaldıysanız da aralıklarla mangal yapabileceğiniz küçük kulübe tarzında yerler de var. Gölcük Tabiat Parkı için diyebileceklerim, tüm gününüzü ayıracak bir yerden ziyade geçerken uğramalık, en fazla yarım günlük bir etkinlik için ideal bir yer olacaktır. 

       Çok uzun sürmeyen bir turun ardından daha yükseğe çıkmak için aracımıza geri dönüyoruz ve Aladağ ‘a doğru yola çıkıyoruz. Aladağ yolu ara ara buzlanmış o yüzden dikkatli gitmek gerekiyor. Göletin olduğu yere kadar gittik. Etrafı tel örgülerle kapatılmış. Bu durum çok temkinli bir yer olmadığı izlenimi verse de gölete doğru gittik. Çoğumuz başlangıçta buz üstünde yürümeye çok sıcak bakmasa da kısa sürede bir tehlike arz etmediğini görüp ilerledik. Hem korku, hem heyecan hem de mutluluğu bir arada hissederek buzun üstünde çok fazla ilerlemeden yürüyüp bu güzelliğin fotoğrafını çekmeye çalıştık. 

 

 

Bolu Aladağ Göleti

IMG_20150126_185228

 

IMG_20150203_210918

 

IMG_20150125_183213

Kulübe kullanılıyor mu bilmiyorum ama insanın orada yaşayası geliyor.

Gezinin sonunda biraz burukluk kalıyor. Oraya yaşayanları kıskanıyorum ama bir yandan da İstanbul bu kadar soğuk olmadığı için seviniyorum.

Doğayı sevin, çünkü size mutluluk verir.

Merkezi Boş Bırak

İlişkiler üzerine çekilmiş çok güzel bir kısa film.

Bazen canınız kadar yakın hissettiğiniz kişi bir anda sokaktaki her hangi biriden daha yabancıdır size. Bazen yön vermek istersiniz, bazen durduramazsınız. Bazen kolaydır her şey bazen çıkamazsınız içinden.

Belki de hayatınızın merkezini boş bırakmanız gerekir. Çünkü kimse kalıcı değildir. Kimse sabit, değişmez, sürekli değildir.

 

İnsan doğası bu kadar karmaşıkken aşk nasıl berrak olsun ki.  İnsan değişkendir bir kere.

all originals istanbul 2013

28 Eylül Cumartesi günü, Küçükçiftlik Park’ta düzenlenen modayla müziğin bir araya geldiği  etkinlikten bir kaç görüntü. Geceye damgasını vuran kişi tabi ki Peter Bjorn and John grubunun vokalisti, şarkılarını dinleyicilerin arasında gezinerek söyleyen Peter Moren dı. Bu davranışın tüm sanatçılara örnek olmasını diliyor bir sonraki all originals İstanbul’ da görüşmek üzere diyorum…

 

IMG_1803

 

IMG_1782

IMG_1785

IMG_1787

IMG_1796

IMG_1802

2weyuıo

Karabatak

31933299_FCVzHb8SlxYs_5KQYMpFjvZlu1duBViO3DSZK0eFggk

Sosyal medya sağolsun bizi bu güzel kafeden  haberdar etti. Foursquare, tweeter da orada burada gördük,duyduk, merak ettik. Gidip bir görelim dedik ve Karaköy’ ün o labirentimsi sokaklarında bu kafeyi aramaya koyulduk. Minik bir sokağı kaplamış, dışarıya sandalyelerini çıkarmış baharın gelişini kutluyor gibiydi.

25922343_sqUL4zI3ho4hR6sTM5nrgBbJXut_oTPokKVozNAn42Q

Önce içeri mi yoksa dışarı mı otursak ikileminde kalıp içeride oturmaya karar verdik. Büyüklü küçüklü masaları, siyah beyaz desenli yer döşemeli, kendine has dekorasyonu ile insanı ilk bakışta etkilediği kesin. Müzikleri konusunda pek emin değilim ama kahveleri gayet başarılı. Fiyatlar ortalama, ne çok tuzlu ne de ucuz denilebilecek türden.

3923946_O9PmUVQ19JQcZoES3HMbdLAKGIcsTjNRHVEwvy3ulMo  IMG_1280

     Kafa dinlemek için, arkadaşlarla sohbet edebilmek için, iş konuşmak için, tek başına oturup kitap okuyabilmek için ya da bilgisayarınızı açıp çalışabilmeniz için oldukça ideal bir mekan. Servis başarılı ve güleryüzlüydü. Özellikle de hesap için getirdikleri üzerinde kakao yazan, dikiş kutusuna benzeyen kutuları çok şirindi. Keyifli dakikalar, hoş sohbetler…..

14223161_HGJOtnhudRT2OStS5wFGk6HVgjbVpcjeT0wYtxy00u0

41725860_0Ucsz3wo353Wpb8EY-qPhqwJZQU4Ifg8blPNwfkEpc8

kafee

Babylon Soundgarden

babylon-soundgarden-istanbul-2013-park-orman

    Babylon Soundgarden’ ın bu yılki konukları: Kings of Convenience, Devotchka, Molotov Jukebox ve daha bir çok yerli isim. Bu yıl farklı şehirlere de uğrayacak olan festivalin ilk durağı 25 Mayıs’ ta Park Orman olacak. Festival doğa ile müziği birleştiren bir eğlence sunuyor.

       Geçen yıl The Parov Stelar Band, Oi Va Voi ve Caravan Palace ‘ in katıldığı festival bu yıl daha çok gypsy tadında olacak gibi. Kings of Convenience ‘ i her ne kadar festivallik değilde sakin sakin oturup kahvemi yudumlarken dinlemelik olarak görsemde, Park Orman’ nın çimenlerine uzanıp dinlemekte hoş olacaktır ( Misread klibindeki gibi mesela). Bir de Know How  söylenirken Feist sürpriz yapıp sahneye çıkar mı acaba diye merak etmiyor değilim. Ayrıca Little Miss Sunshine gibi şirin bir filmin bana göre en güzel soundtrack i olan “How it ends’ i” canlı dinlemek ayrı bir hoşluk olacaktır.
images devotchka
indir
    Festivale katılan yerli isimler ise; İlhan Erşahin, Baba Zula, Sattas ve çok daha fazlası…Her şey iyi hoşta geçen yıl 46 lira olan biletlerin bu yıl 70 tl olması biraz kötü oldu sanki. Neyse tüm festivalcilere iyi eğlenceler dileyelim…Bunlarda geçen sene ki Soundgarden’ dan bir kaç kare; 
IMG_2650 IMG_2725 IMG_2734
 ( Oi Va Voi ve Parov Stelar Band )